| |
Avrupa'da Türk Ebru Sanatı Üzerine Bazı Mülahazalar
Ebru, kâğıt üzerine, özel yöntemlerle
yapılan, geleneksel bir süsleme sanatıdır. Ebru sanatının
eski bir Türk kağıt sanatı olduğu ve tahminen ilk defa Orta
Asya'da ortaya çıktığı konu ile ilgilenen herkes tarafından
bilinmektedir. Onbeşinci asırdan öncesi çok net bilinmeyen
bu sanatın 17.ve 18. asırlarda İstanbul'da gelişip Avrupa'ya
Türk kağıdı ismi ile yayıldığını Avrupalı sanat tarihçileri
zikretmektedirler. Ebru kelimesi kök itibari ile, bulut
anlamına gelen Farsça "ebr" kelimesinden gelmiş olabilir. Bu
kelimeden türetilen ve "bulut gibi" ya da "bulutumsu"
anlamına gelen "ebri" kelimesi Türkçe'de değişerek "ebru"
biçimini almıştır. Zaten 1930'lu yıllara kadar ebru sanatına
ebru değil ebri denmekte imiş. Gerçekten de ebru bulut
izlenimi uyandıran bir görünümdedir. Ebru kelimesi bir
başka görüşe göre "yüz suyu" anlamına gelen Farsça "âb-rûy"
tamlamasından gelmektedir. Diğer bir görüşe gore eski Türk
lehçelerinden Çağatay lehçesinde ebrelemek bir şeyi dalgalı
ve harelip yapmak manasına geldiğini söyleyenler de vardır.
Ebru sanatının ne zaman ve hangi ülkede ortaya çıktığı kesin
olarak bilinmemekle birlikte bu sanatın doğu ülkelerine has
bir süsleme sanatı olduğu kesindir. Bazı İran kaynaklarında
ilk kez Hindistan'da ortaya çıktığı yazılıdır. Hindistan'dan
İran'a, oradan da Osmanlılar'a geçmiştir. Gene bazı
kaynaklara göre de ebru Türkistan'daki Buhara kentinde
doğmuş ve İran yoluyla Osmanlılar'a geçmiştir. Onsekizinci
asrın sonuna kadar batıda ebruya "Türk Kâğıdı" denmekte
olup daha sonra bu isim mermerkağıdı manasına gelen isme
dönüşmüştür. Hollandacada ebruya papiermarmeren veya kısaca
marmeren, ingilizcede marbling denmektedir.
Ebru çok zor olmayan ama aynı zamanda çok
kolay da olmayan zevkli bir sanattır. Ebru yapan sanatçının
önünde koca bir okyanus vardır; binlerce renk, binlerce
şekil, sanatçı cüz-i iradesini değerlendirip külli iradeye
teslim olur. Cevşen adlı dua kitabında zikredilen Cenab-ı
Hakk'ın isimlerinden "Mülevvin" ismi vardır;
mülevvin renklendiren demektir, yani
kainatı binbir renk ile süsleyip renklendiren zat demek;
yine cevşen'de Cenabı Hakk'ın
Müzeyyin ve Mücemmil isimleri vardır, süsleyen ve
güzelleştiren demektir. Cenab-ı Hak ilahi sıbgası (boya) ile
( sıbgatullah ) kainatı güzelliklerle tezyin edip her an
renklendirmektedir. Ebru sanatçısı da
küçük teknesinde cüzi iradesi ile renkler dünyasına yelken
açarak ve su üstünde yüzdürdüğü boyaları mevlevi derviş gibi
sema'a kaldırıp raks ettirir ve kendi küçük dünyasını
süsleyip revnaklandırır. Ebru çok zor değil ama çok kolay da
değil dedik zira ebruda fiziğin, kimyanın, matematiğin
kanunları geçerlidir. Bütün bu kanunlara uymazsanız, hassas
dengeleri, ayarları yapamazsanız boyaları yüzdürüp
raksettiremessiniz..
Geçmişte olduğu gibi şu anda da Avrupalı
ve Amerikalı ebru sanatçıları Türk ebrusunu takdir etmekte
ve yakından takip etmektedirler. Batıda ve Amerika'da ebru
ile alakalı kaleme alınan kitaplarda Türk ebrusunun özel bir
yeri olduğu gibi ayrıca batılı sanatçıların yaptıkları
ebrularda da Türk ebru sanatının izleri açıkça
görülmektedir. Türk ebrusunun tesiri o kadar açıktır ki;
Avrupalı ve Amerikalı ebrucular ebru ile alakalı birçok
istılah ve terimleri türkçe olarak kullanmakta hatta bazı
ebru çesitlerinin adlarını bile Türkçe olarak
zikretmektedirler. İnternet dünyasında ebrucular arası
yazışma ve görüşmelerde Necmeddin Okyay, Mustafa Düzgünman,
Niyazi Sayın, Hikmet Barutçugil, Alpaslan Babaoğlu, Fuat
Başar, Feridun Özgören, Nedim Sönmez ve diğer ebru
sanatçılarımızın adları sık sık geçmekte ve Türk ebru
sanatının metodlarını ilgi ile takip edilmektedir. Avrupa
ülkelerinde çeşitli sergi ve fuarlarda görüştüğümüz ebru
sanatçılarının Türk ebrusunu ve ebru sanatçılarını takdir
edip onlarla yakından ilgilendiklerine şahit oluyoruz.
Avrupa'daki ebru sanatçılarını istisna edersek özellikle
Türk tarzı ebru avrupa halkı tarafından çok fazla
bilinmiyor. Avrupa'da ebru deyince daha çok çeşitli yağlı
boyaları suya bırakılıp daha sonra kendi kendine şekil alan
boyaların kağıda aktarılmasi şeklinde anlaşılıyor. Özellikle
halk ebru deyince bunu anlıyor ve böyle biliyor. Böyle
olunca Türk ebrusunda yapılan çiçekleri daha sonra ebrunun
üstüne resim olarak yapildığını zannediyorlar, yaptığımız
canlı ebru gösterilerinde çiçeklerin suyun üzerinde
yapıldıgını görünce hayret edip çok şaşırıyorlar. Kasım
2006 da Riswijk' da 500 sanatçının katıldığı Avrupa Sanat
Fuarındaki standımızdaki canlı gösterilerimiz esnasında
birçok insane, biz bu çiçeklerin daha sonra ebru üzerine
bir ressam tarafından yapıldığını zannettik dediler.
Gerçekten de bütün katıldığımız Avrupa çapındaki sergi ve
gösterilerde Türk ebrusunun bu özelliği Avrupalıları
hayrette bırakıyor. Avrupalılar özellikle kullanılan
malzemeleri, boyaları, ebrunun suyunu ve boyaların nasıl
olup da kağıttan akmadığını merak ediyorlar. Gerçekten
Avrupa insanı sanattan anlıyor ve sanata değer veriyor. Ve
Türk ebrusunu biraz bilenler daha çok seviyor ve
takdirediyor. Avrupa da heryıl onlarca sanat, kağıt, cilt,
kaligrafi, resim vb. sanat fuarlarının olması Avrupa
insanının sanat yönünün ne kadar gelişmiş olduğunu ve
sanatla ne kadar çok ilgilendiklerini açıkça gösteriyor. Bu
fuarlara bizi davet ediyorlar, bizler de oralarda sergi açıp
canlı ebru gösterisi yapıyoruz, özellikle Türk ebru
sanatının canlı olarak icra edilmesi çok etkili oluyor.
Yaklaşıkn altmışbin ziyaretçinin gezdiği Almanya' daki
uluslararası NATO kültür festivalinde onsekiz ülkenin
standında en çok alakayı Türk standı, özellikle ebru sergisi
ve gösterisi gördü.
Günümüzde ebru sanatının Avrupa'daki
durumuna gelince, Avrupa'da matbaanın yaygınlaşması ile
birlikte el ebrusuna olan ilgi azalmış ve daha ucuz olması
sebebiyle baskı ebruya ilgi artmış olup, aynen Osmanlı
Devletinin son döneminde olduğu gibi Avrupa'da ebru
atölyeleri bir bir kapanmaya başlamıştır. Şu anda ise
Avrupa'da bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki
profesyonel ebru sanatçısı Avrupa tarzında yaptıkları güzel
ebruları genellikle klasik el cildi yapan ciltçilere satarak
değerlendirmektedirler. Daha çok ciltçilere yönelik çalışan
batılı ebrucular, daha fazla üretim yapmak için 70x100 cm.
gibi büyük teknede çalışmayı tercih etmektedirler. Bu
ebrular, el sanatları, kağıt, cilt vb. fuarlarda ve kağıt ve
kırtasiye mağazalarında satılmaktadır. Burada Türk ebrusu
ile Avrupa ebrusunun arasındaki kullanım açısından fark
ortaya çıkmaktadır. Bu iki tarz ebru arasında bazı usul,
teknik ve malzeme farkları olduğu gibi, kullanım alanı
açısından da farklılıklar vardır. Avrupa'da ebru bizdeki
gibi duvarlarımıza astığımız ve evlerimizi ve her türlü iç
mekanlarımızı tezyin ettiğimiz, süslediğimiz görsel ve
dekoratif bir süs malzemesi değildir. Avrupa'da böyle bir
kültür, adet ve gelenek yoktur, zaten Avrupa tarzı ebru da
buna çok müsait değildir. Avrupa'da ebru denilince battal,
gelgit, neftli, taraklı, ispanyol vb. ebrular akla gelmekte
ve daha çok bunlar bilinmektedir. Bu ebrular da biraz önce
ifade ettigimiz gibi ciltleme, kutu süsleme vb. sahalarda
kullanılmaktadır. Şeyh Sadık ve Edhem Efendiler, Necmeddin
Okyay, Mustafa Düzgünman, Niyazi Sayın hocaların gayretleri
ile korunan ve kıvam bulup bugüne gelen ve bu üstadların
talebeleri ile yaygınlaşan yeni nesle aktarılan Türk ebru
sanatı , ülkemizde daha farklı şekilde kullanılmakta ve
layık olduğu şekilde değerlendirilmektedir. Avrupa'da da
sevilmeye ve alâka görmeye başlayan Türk ebrusundaki çiçek
ve sair motifler Avrupa insanını hayrette bırakmakta ve
büyülemektedir. Son senelerde Türkiye'de ebruya ilgi ve
alaka arttığı gibi eğer tanıtım artarsa Avrupa insanı da
Türk ebrusunu sevecek ve bizler gibi ebruyu içmekan süs
malzemesi olarak kullanmaya başlayacak ve o zaman ebru
sanatı Türkiye'de canlandığı gibi Avrupa da tekrar
canlanacak, ve ustaların sayısı artacaktır kanaatindeyiz. Şu
anda fazla sürüm olmadığı için herbir Avrupa ülkesinde
batılı üç-beş usta ebrucudan başka kimse bulmak mümkün
değildir. Avrupa'da basit kimyevi
malzemelerle hobi tarzında ebru yaygın olarak bilinmekte
hatta bazı okullarda resim dersinde öğretilmekte olsa da
profosyonel tarzda kaliteli ebru sanatı eski ihtişamlı
döneminden uzaktır ve çok yaygın değildir. Kanaatımıza göre,
Türk ebru sanatı Avrupa'da ve dolayısı ile Türkiye'de
tekrar alakayı çekecek güce ve cazibeye sahiptir. Biz kıta
Avrupasının ve Amerikasının bir çok ülkesinde yaptığımız
canlı ebru gösterilerinde, açtığımız sergilerde vb.
programlarda insanların Türk ebrusuna hayranlığını bizzat
yaşıyor ve şahit oluyoruz. Gerçekten Avrupa insanı Türk
ebrusunu görünce ondan çok hoşlanıyor. Demek bir çok konuda
tanıtım eksikliğimizin olduğu şüphesizdir. Kültür ve Turizm
Bakanlığının fuarlarda Türkiye'den sergi ve gösteri için
yolladığı sanatçıların tanıtımı ve bizler gibi Avrupa'da ve
Feridun Özgören gibi Amerika'da yaşayan az sayıdaki Türk
sanatçısının açtığı sergiler ve canlı gösterilerinin dışında
ciddi manada Türk ebrusunu dünyaya tanıtmaya çalışan bir kaç
ismin başında usta sanatçımız Hikmet Barutçugil gelmektedir.
Barutçugil yurtdışında açtığı sergiler, canlı gösteriler, ve
yoğunlaştırılmış ebru kursları ve dersleri ve ebru ile
ilgili İngilizce ve Türkçe neşrettiği eserler ile bu sanatı
dünyaya tanıtan önemli sanatçılarımızdandır. Ebru
sanatımızın problemlerinden biri tanıtım, diğeri ise yayın
eksikliğidir. Ebru bir Türk sanatı olmasına rağmen, bu sanat
ile ilgili Türkçe sekiz on eser vardır ve çoğu da Hikmet
Barutçugil'e aittir. Bu sanatı bizden aldığını söyleyen
Avrupa ve Amerikalılar ebru ile alakalı yüzden fazla eser
yayınlamışlardır. İnternetteki arama motorlarında ebrunun
ingilizcesi olan (marbling) kelimesini yazdığınız zaman
onlarca eseri karşınızda bulabilirsiniz. Fransızca, Almanca
ve İtalyancada hayli eser vardır. Ama şunu da itiraf
etmeliyiz ki; sadece ebru sanatı ile alakalı değil umumi
manada geleneksel Türk sanatları ile alakalı Türkçe yayınlar
özellikle ebru ile alakalı yayınlar çok azdır.
Bu yazıyı vesilesi ile ebru sanatımız
üzerine bazı şahsi kanaat ve mülahazalarımı belirtmek
istiyorum. Klasik Türk ebru sanatının geleneksel usul,
malzeme ve metodları mutlaka korunmakla birlikte yeni
arayışlar, yeni keşifler yapılmalı, çağımızın teknik imkân
ve malzemelerin de desteğiyle yeni tarzlar, usuller ve
geliştirilmelidir. Türk ebru sanatının pirlerinden kabul
edilen Şeyh Edhem Efendi (1829-1904) gibi mucid bir ve dâhi
bir sanatçı bugünkü teknik imkanlara sahip olsa idi kim
bilir neler yapardı ve neler geliştirirdi. Ama şunu teslim
etmeliyiz ki, hamdolsun başta hat, tezhip, ebru olmak üzere
bütün geleneksel Türk-İslam sanatlarımız gelişmekte, onlara
ilgi alaka artmaktadır. Bu sanatların hemen hepsinde değerli
sanatlar yetişti ve yeni gençler de yetişmektedir.
Belediyelerin ve bir kısım vakıf ve derneklerin açtığı
kurslar, sanatçılarımızın özel kursları, dersleri gelecek
adına bize ümid aşılamaktadır. 1977'de Neyzen Niyazi Sayın
(doğumu 1927) hocamızdan Süleymaniye kütüphanesinde ebruya
başladığımızda üç-beş kişi idik. Çevremizdeki insanlara ebru
sanatını öğreniyoruz dediğimizde; ebru nedir diyorlar ve
ebrunun ne olduğunu bilmiyorlardı. Bugün Anadolu'nun bazı
küçük şehirlerinde bile ebru kursları verilmektedir. 30
sene önce İstanbul'da ebru unutulmuş, neredeyse adı dahi
bilinmezken bugün vakıfların, derneklerin, belediyelerin
desteği ile yüzlerce genç ebru sanatını öğrenmektedir.
Hikmet Barutçugil, Fuad Başer, Alpaslan Babaoğlu, Sadreddin
Özçimi, Ahmet Çoktan, Ömer Faruk Dere ve daha niceleri ve
onların yetiştirdikleri onlarca değerli sanatçı gerek özel
atölyelerinde gerekse kurslarda bilgi, tecrübe ve
birikimlerini genç kuşaklara aktarmaktadırlar. Bu takdire ve
övgüye şayan bir durumdur. Hazerfen Hattat Necmettin Okyay
(1885-1976) ve yeğeni Mustafa Düzgünman (1920-1990) ve Uğur
Derman (doğumu 1935) beyler olmasa bu sanatımız bugüne
aktarılmazdı. Uğur Derman adını zikrettim zira Necmeddin
Okyay Efendiden aldığı hat, ebru vs. geleneksel sanatlara
ait muazzam bilgi ve tecrübeleri kaydedip günümüze aktaran
ve bu sahada sayamayacağımız kadar eser ve makale neşreden
Uğur Derman beydir. Türkçede ebru ile alakalı ilk ve ciddi
eseri kaleme alan ve bunu 1977'de neşreden Uğur Derman'dır.
Bu kitap ile bendeniz dahil binlerce insan ebruyu
tanımıştır. Türk ebru tarihinde Mustafa Düzgünman'ın şifahi
ve pratik olarak, Uğur Derman'ın şifahi ve kitabi olarak
naklettikleri bilgiler bu sanatın temelini teşkil
etmektedir. Uğur Derman kendisi profesyonel bir ebru
sanatçısı olmamasına rağmen hat, tezhip vb. geleneksel
sanatlarımızın yanında Türk ebru sanatının tanınmasına ve
yayılmasına ve bugünlere ulaşmasında en büyük hizmeti,
gayreti ve emeği olan değerleri insanlarımızın başında
gelmektedir. Uğur Derman 1977'de kaleme aldığı Türk Ebru
Sanatı adlı eseri ile hem ebru sanatını hem de sanatçılarını
tanıtmıştır. Bu sanatın son büyük temsilcilerinden olan
Mustafa Düzgünman ve Niyazi Sayın'ı tanıtarak ebru sanatını
nazara vermiş ve Türk ebru sanatının bugünlere ulaşmasına
katkıda bulunmuştur. Eğer yanlış hatırlamıyorsam yine o
yıllarda TRT'nin siyah beyaz olarak hazırladığı ebru ve
Mustafa Düzgünman belgesel filmi yine Uğur Derman'ın teşvik
ve gayreti ile ortaya çıkmıştır. TRT'nin belli aralıklarla
yayınladığı bu belgesel hala izlenmekte ve Avrupa'da bile
birçok insanın ebruyu tanımasına ve sevmesine sebep
olmaktadır.
Klasik ve geleneksel usullerimiz mutlaka
korunmakla birlikte yeniliklere ve kolaylıklara açık
olmanın bir faydası da bu sanatı yeni nesillere sevdirip
rağbeti arttırmaktır. Acizane bu konuda ilk ebru hocam
Neyzen Niyazi Sayın gibi düşünüyorum. Niyazi Sayın Hoca her
türlü boyayı ve malzemeyi dener, kullanır, yeni şeyler
bulmaya çalışır, şu anda seksen yaşına yaklaşmasına rağmen
hep yenilikleri ve araştırmayı tavsiye eder.Kendisini son
ziyaretimde bile hep yeni bir takım malzemelerden bahsedip
onların Avrupa'da bulunup bulunmadıgını sormuştu.
Türk tezhip sanatının temel taşlarından ve
hocaların hocası olan Rikkat Kunt hanım ile yapılan bir
mülakatta Rikkat hanım boya konusuna temas eder ve boya
ezmenin zorluğundan bahseder ve şunları der; Artık
müzehhipler olarak daha kolay olan kaliteli hazır Avrupa
boyalarını kullanıyoruz. Gerçekten bugün hemen hemen bütün
müzehhiplerimiz altın varak dışında genellikle hazır Avrupa
boyaları kullanmaktadır. Tezhip yapılmış bir esere verilen
emek, harcanan vakit ve o eserin maddi değeri şüphesiz bir
ebru ile kıyaslanamaz. Bütün bunlara rağmen müzehhipler
eserlerinde hazır Avrupa boya kullanırken bazı ebru
sanatçılarımızın bunu haram gibi görmelerini anlamak zordur.
Öğrenci geleneksel usulleri, güldalından fırça sarmayı ,
boya ezmeyi hatta altın ezmeyi, toprak boya hazırlamayı
öğrenmeli, kullanmalı ama her türlü malzemeyi ve boyayı da
kullanabilmeli ve yeniliklere açık olmalıdır. Eskiden
ezilmiş hazır toprak ve pigment boya rahatça bulunmazken
bugün sağolsun bazı ebrucu arkadaşlar ezilmiş boyaları,
hazır sarılmış atkılı fırçaları bizlerin hizmetine sunmakta
ve işimizi kolaylaştırmaktadır.
Türkler olarak yaklaşık 40 yıldır Avrupa'dayız, ama malesef
milletimizi, medeniyetimizi, kültürümüzü ve sanatımızı
buralarda temsil edemedik, bütün bu güzellikleri ne kendi
neslimize öğretebildik ne de Avrupa insanına ciddi manada
tanıtabildik. Gerçekten çok zengin bir geçmişe sahibiz.
Musiki, foklor, mimari, çini, tezhib, nakış, hat, minyatür,
cild, ebru vb. geleneksel güzel sanatlarımızla Avrupa
toplumuna çok şeyler verebiliriz. Kendi kültürünü,
medeniyetini, ruh dünyasına ait zenginlikleri bilmeyen bir
kuşak kimlik bunalımından ve kompleksten kurtulamaz. Bırakın
Avrupa'ya faydalı olmayı, kendine hayrı olamaz. Avrupanın
tekniğinden, sanatından, ilminden istifade ederken sadece
alan el olmamalı biraz da vermeyi bilmeli ve yaşadığımız bu
topraklara her yönü ile faydalı insan olmalıyız. Zaten
peygamberimiz (sav.) de insanların en hayırlısı insanlara en
faydalı olan buyurmuyor mu?
|