Ana Sayfa
 

 

Değerli Ebru dostları,

Sizleri 3 Mayısta geleneksel Ebru günümüze davet ediyoruz. Ebru ile renklenecek bu güzel günümüzün sizlerle daha da renkli olacağını ümid ediyoruz.

Program saat 14.00 ile 19.00 arası.

Saat 14.30: dr.M.Refii Kileci – Ebruli bir konuşma‎

Saat 15.00: serbest ebru calismasi, bilgi ve tecrube paylasimi

Saat 18.00: Sertifika dağıtımı

"Turk ebrusunda Hollanda motifleri" isimli sergimizin gezilmesi.

Çay - Kahve ve ikram.


Yer: Roumi Sanat Enstitüsü

Alkmaardermeer 41

3068 KL Rotterdam

Lütfen katılıp katılamayacağınızı bildiriniz

LCV: jaman@roumi.nl - 06 28 82 82 0

 

Türk sanatının eşsiz çiçekleri Den Haag’da sergileniyor


Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ve Hollanda Kraliçesi Beatrix ebru gösterimizi seyrederken

Deniz Baykal, Sedat Ergin ve Azra Akin ile

 

Hollandalılara Ebru Sanatını sevdiren Türk (sonhaber.nl sitesinden)

 
 
MehmetRefiiKileci6Hollandalılar su üzerine lale motifi işlenmesini beğeniyorlar
 
Dr. Mehmet Refii Kileci “Hollanda bizim için bir merkez noktası. Buradan Amerika ve dünyanın değişik ülkelerine bu sanatı yayıyoruz. Biz Ebru’ya bir sanat köprüsü diyoruz. Bu köprü ile de medeniyetler arası çatışmaya değil de buluşmaya katkıda bulunmak istiyoruz.”
 
Geleneksel Ebru  sanatımızı yaptığı çalışmalar ile başta Hollanda olmak üzere Avrupa’nın diğer ülkelerinde tanıtan Rumi Sanat Enstitüsü Öğretim Görevlisi Dr. Mehmet Refii Kileci’nin Ebru kurslarına ilgi her geçen gün artıyor.
 
Refii Kileci Uluslararası Utrecht Turizm Fuarında düzenlemiş olduğu Ebru hat Sanatı sergisi ile uygulamalı olarak binlerce kişiye Ebru sanatını hem tanıtıyor, hem de sevdiriyor.  Dr. Mehmet Refii Kileci “Hollandalılar su üzerine lale motifi işlenmesini beğeniyorlar. Avrupa çapında katıldığımız bütün sergi ve gösterilerde Türk ebrusu herkesi hayrette bırakıyor, bazen şaşkınlıktan çığlık atıyorlar. Özellikle kullanılan malzemeleri, boyaları, ebrunun suyunu ve boyaların nasıl olup da kâğıttan akmadığını merak ediyorlar. Hollanda’da ve Avrupa’nın değişik şehirlerinde her yıl kâğıt, cilt, kaligrafi, resim gibi sanat fuarları açılıyor. Bizde bu fuarlarda Ebru sanatını tanıtmaya çalışıyoruz. Uluslararası Utrecht Turizm Fuarı önemli bir fuar. Ben bu fuara geçen yılda katılmıştım. Gayet de güzel alaka oluyor. Burada beş gün boyunca Ebru sanatını Hollandalı ve Avrupalı dostlarımıza tanıtıyoruz. Bizde elimizden geldiği kadar uygulamalı canlı bir şekilde bu sanatları icra ediyoruz. Oralarda sergi açıp canlı ebru gösterisi yapıyoruz, çok dikkat çekiyor. Hollandalılara bu sanatı daha yakından öğretmek için, iki yıl önce Rotterdam’da Rumi Sanat Enstitüsünü açtık. Geleneksel bu sanatımızı buralarda da icra ediyoruz.

MehmetRefiiKileci3
 
Hollanda bizim için bir merkez noktası

 
Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerinde ebru sanatına ilgi artıyor. Fakat özellikle Türk tarzı ebru Avrupalılar tarafından çok fazla bilinmiyor. Avrupa’da ebru deyince çeşitli yağlıboyaların suya bırakılıp daha sonra kâğıda aktarılması şeklinde anlaşılıyor. Özellikle halk, ebru deyince bunu anlıyor ve böyle biliyor. Türk ebrusunda yapılan çiçeklerin daha sonra ebrunun üstüne resim olarak yapıldığını zannediyorlar. Yaptığımız canlı ebru gösterilerinde çiçeklerin suyun üzerinde yapıldığını görünce hayret edip çok şaşırıyorlar. Ebru sanatı usta çırak usulü veya kurslar sayesinde öğreniliyor. Türkiye’de kültür merkezlerinde veya özel atölyelerde yüzlerce genç ebru sanatını öğrenirken, Hollanda’da Rumi Sanat Enstitüsü’nde ebru kursları veriliyor. Bu kurslara hem Avrupa’da yaşayan Türkler, hem de Avrupalılar yoğun ilgi gösteriyor. Ebru çok zor olmayan, ama aynı zamanda çok kolay olmayan zevkli bir sanat, önünüzde bir okyanus var. Ebru sanatçısı küçük teknesinde cüz-i iradesi ile renkler dünyasına yelken açarak, su üstünde yüzdürdüğü boyaları derviş gibi semaya kaldırıp raks ettiriyor. 3-4 aylık yoğun kurslarla ebrunun temeli öğrenilebilir. Sonra daha ileri seviye bir kursla veya kendi kendine çalışılarak deneme-yanılma yoluyla geliştirilebilir. Şu anda Türkiye’nin önde gelen usta ebru sanatçılarından Hikmet Barutçugil kendi kendine ebruyu öğrenmiş ve ebruyu uluslararası boyutta temsil eden önemli sanatçılarımızdan olmuştur. Hollanda bizim için bir merkez noktası. Buradan Amerika ve dünyanın değişik ülkelerine bu sanatı yayıyoruz. Biz Ebru’ya sanat köprüsüdür diyoruz. Bu köprü ile de medeniyetler arası çatışmaya değil de buluşmaya katkıda bulunmak istiyoruz.

MehmetRefiiKileci2
 
Batıda ebru “Türk Kâğıdı” diye adlandırılır.
 
Ebru, kâğıt üzerine, özel yöntemlerle yapılan geleneksel bir süsleme sanatıdır. Ebru sözcüğüne köken olarak, bulut anlamına gelen Farsça “ebr” sözcüğü gösterilmektedir. Bu sözcükten türetilen ve “bulut gibi” ya da “bulutumsu” anlamına gelen “ebri” sözcüğü Türkçe’de değişerek “ebru” biçimini almıştır. Gerçekten de ebru bulut izlenimi uyandıran bir görünümdedir. Ebru sözcüğü bir başka görüşe göre “yüz suyu” anlamına gelen Farsça “âb-rûy” tamlamasından gelmektedir. Ebru sanatının ne zaman ve hangi ülkede ortaya çıktığı bilinmemekle birlikte bu sanatın doğu ülkelerine özgü bir süsleme sanatı olduğu kesindir. Bazı İran kaynaklarında ilk kez Hindistan'da ortaya çıktığı yazılıdır. Hindistan'dan İran'a, oradan da Osmanlılara geçmiştir. Yine bazı kaynaklara göre de ebru Türkistan'daki Buhara kentinde doğmuş ve İran yoluyla Osmanlılara geçmiştir. Batıda ebru “Türk Kâğıdı” diye adlandırılır.

MehmetRefiiKileci7
 
Ebruyu  yapmak çok zevkli bir iştir

 Ebrunun yapılışı oldukça zevkli ve sabır isteyen bir iştir. Önce uygun bir kâğıt seçmek gerekir. Çünkü her kâğıda ebru yapılmaz. Kâğıt, boyayı iyice emecek nitelikte ve dayanıklı olmalıdır. Eskiden hattatlar (güzel yazı ustaları) yazı yazmak için yüzeyine “ahar” denen özel karışımlı (nişasta ve yumurta akı) bir sıvı sürülen ve bu yüzden “aharlı” denilen kâğıt türünü yeğlerlerdi. Ebrucular ise bu tür kâğıtlar boyayı iyi emmediği için “aharsız” da denen ham kâğıt kullanırlardı. Ebru yapmak için genellikle dikdörtgen biçiminde, büyükçe ve yayvan bir tekne gerekir. Bu desenlerin üzerine yatırılan özel kâğıt, 5-10 saniye sonra, iki ucundan tutularak kaydırmadan ve oynatmadan, kitap sayfası açar gibi bir yana doğru kaldırılır. Kâğıt, boyalı tarafı üste gelmek üzere uygun bir yere serilerek kurutulur. Böylece ortaya binlerce ayrıntı ve renk taşıyan desenler çıkar. Eğer, bu desenlerin arasına bir yazı ya da herhangi bir çiçek motifi yerleştirilmek istenirse, başka bir yöntem uygulanır. Yazı ya da motif, bir kâğıda yazılır ya da çizilir. Keskin bir araçla kenarları kesilip kalıp çıkartılır ve ebru kâğıdına zayıf bir yapıştırıcı ile yapıştırılır. Kâğıdın, yapıştırılan desenin bulunduğu yüzeyi yukarıda anlatıldığı gibi teknenin içine yatırılır. Elde edilen ebru kuruduktan sonra, hafifçe yapıştırılmış olan bölüm sökülünce yazı ya da motiflerin yerleri boş kalır.
 

Avrupa'da Türk Ebru Sanatı Üzerine Bazı Mülahazalar

Ebru, kâğıt üzerine, özel yöntemlerle yapılan, geleneksel bir süsleme sanatıdır. Ebru sanatının eski bir Türk kağıt sanatı olduğu ve tahminen ilk defa Orta Asya'da ortaya çıktığı konu ile ilgilenen herkes tarafından bilinmektedir. Onbeşinci asırdan öncesi çok net bilinmeyen bu sanatın 17.ve 18. asırlarda İstanbul'da gelişip Avrupa'ya Türk kağıdı ismi ile yayıldığını  Avrupalı sanat tarihçileri zikretmektedirler. Ebru kelimesi kök itibari ile, bulut anlamına gelen Farsça "ebr" kelimesinden gelmiş olabilir. Bu kelimeden  türetilen ve "bulut gibi" ya da "bulutumsu" anlamına gelen "ebri" kelimesi Türkçe'de değişerek "ebru" biçimini almıştır. Zaten 1930'lu yıllara kadar ebru sanatına ebru değil ebri denmekte imiş. Gerçekten de ebru bulut izlenimi uyandıran bir görünümdedir. Ebru kelimesi  bir başka görüşe göre "yüz suyu" anlamına gelen Farsça "âb-rûy" tamlamasından gelmektedir. Diğer bir görüşe gore eski Türk lehçelerinden Çağatay lehçesinde ebrelemek bir şeyi dalgalı ve harelip yapmak manasına geldiğini söyleyenler de vardır. Ebru sanatının ne zaman ve hangi ülkede ortaya çıktığı kesin olarak  bilinmemekle birlikte bu sanatın doğu ülkelerine has bir süsleme sanatı olduğu kesindir. Bazı İran kaynaklarında ilk kez Hindistan'da ortaya çıktığı yazılıdır. Hindistan'dan İran'a, oradan da Osmanlılar'a geçmiştir. Gene bazı kaynaklara göre de ebru Türkistan'daki Buhara kentinde doğmuş ve İran yoluyla Osmanlılar'a geçmiştir. Onsekizinci asrın sonuna kadar batıda ebruya  "Türk Kâğıdı" denmekte olup daha sonra bu isim mermerkağıdı manasına gelen isme dönüşmüştür. Hollandacada ebruya papiermarmeren veya kısaca marmeren, ingilizcede marbling denmektedir.

Ebru çok zor olmayan ama aynı zamanda çok kolay da olmayan zevkli bir sanattır. Ebru yapan sanatçının önünde koca bir okyanus vardır; binlerce renk, binlerce şekil, sanatçı  cüz-i iradesini  değerlendirip külli iradeye teslim olur. Cevşen adlı dua kitabında  zikredilen Cenab-ı Hakk'ın isimlerinden "Mülevvin" ismi vardır; mülevvin renklendiren demektir, yani kainatı binbir renk ile süsleyip renklendiren zat demek; yine cevşen'de Cenabı Hakk'ın Müzeyyin ve Mücemmil isimleri vardır, süsleyen ve güzelleştiren demektir. Cenab-ı Hak ilahi sıbgası (boya) ile ( sıbgatullah ) kainatı güzelliklerle tezyin edip her an renklendirmektedir. Ebru sanatçısı da küçük teknesinde cüzi iradesi ile renkler dünyasına yelken açarak ve su üstünde yüzdürdüğü boyaları mevlevi derviş gibi sema'a kaldırıp raks ettirir ve  kendi küçük dünyasını süsleyip revnaklandırır. Ebru çok zor değil ama çok kolay da değil dedik zira ebruda fiziğin, kimyanın, matematiğin kanunları geçerlidir. Bütün bu kanunlara uymazsanız, hassas dengeleri, ayarları yapamazsanız boyaları yüzdürüp  raksettiremessiniz..

Geçmişte olduğu  gibi  şu anda da  Avrupalı ve Amerikalı ebru sanatçıları Türk ebrusunu takdir etmekte ve yakından takip etmektedirler. Batıda ve Amerika'da ebru ile alakalı kaleme alınan kitaplarda Türk ebrusunun özel bir yeri olduğu gibi ayrıca batılı sanatçıların yaptıkları  ebrularda da Türk ebru sanatının izleri açıkça görülmektedir. Türk ebrusunun tesiri o kadar açıktır ki; Avrupalı ve Amerikalı ebrucular ebru ile alakalı birçok istılah ve terimleri türkçe olarak kullanmakta hatta bazı ebru çesitlerinin adlarını bile Türkçe olarak zikretmektedirler. İnternet dünyasında ebrucular arası yazışma ve görüşmelerde Necmeddin Okyay, Mustafa Düzgünman, Niyazi Sayın, Hikmet Barutçugil, Alpaslan Babaoğlu, Fuat Başar, Feridun Özgören, Nedim Sönmez ve diğer  ebru sanatçılarımızın adları sık sık geçmekte ve Türk ebru sanatının metodlarını ilgi ile takip edilmektedir. Avrupa ülkelerinde çeşitli sergi ve fuarlarda görüştüğümüz ebru sanatçılarının Türk ebrusunu ve ebru sanatçılarını takdir edip onlarla yakından ilgilendiklerine şahit oluyoruz. Avrupa'daki ebru sanatçılarını istisna edersek özellikle Türk tarzı ebru avrupa halkı tarafından çok fazla bilinmiyor. Avrupa'da ebru deyince daha çok çeşitli yağlı boyaları suya bırakılıp daha sonra kendi kendine şekil alan boyaların kağıda aktarılmasi şeklinde anlaşılıyor. Özellikle halk ebru deyince bunu anlıyor ve  böyle biliyor. Böyle olunca Türk ebrusunda yapılan çiçekleri daha sonra ebrunun üstüne resim olarak yapildığını zannediyorlar, yaptığımız  canlı ebru gösterilerinde çiçeklerin suyun üzerinde yapıldıgını görünce hayret edip çok şaşırıyorlar. Kasım  2006 da Riswijk' da 500 sanatçının katıldığı  Avrupa Sanat Fuarındaki standımızdaki canlı gösterilerimiz  esnasında birçok insane, biz bu çiçeklerin daha sonra ebru üzerine  bir ressam tarafından yapıldığını zannettik dediler. Gerçekten de bütün katıldığımız Avrupa çapındaki sergi ve gösterilerde Türk ebrusunun bu özelliği Avrupalıları hayrette bırakıyor. Avrupalılar özellikle kullanılan malzemeleri, boyaları, ebrunun suyunu ve boyaların nasıl olup da kağıttan akmadığını  merak ediyorlar. Gerçekten Avrupa insanı sanattan anlıyor ve sanata değer veriyor. Ve Türk ebrusunu biraz bilenler daha çok seviyor ve takdirediyor. Avrupa da heryıl onlarca sanat, kağıt, cilt, kaligrafi, resim vb. sanat fuarlarının olması Avrupa insanının sanat yönünün ne kadar gelişmiş olduğunu ve sanatla ne kadar çok  ilgilendiklerini açıkça gösteriyor. Bu fuarlara bizi davet ediyorlar, bizler de oralarda sergi açıp canlı ebru gösterisi yapıyoruz, özellikle Türk ebru sanatının canlı olarak icra edilmesi çok etkili oluyor. Yaklaşıkn altmışbin ziyaretçinin gezdiği Almanya' daki  uluslararası NATO kültür festivalinde onsekiz  ülkenin standında en çok alakayı Türk standı, özellikle ebru sergisi ve gösterisi gördü.

Günümüzde ebru sanatının Avrupa'daki durumuna gelince, Avrupa'da matbaanın yaygınlaşması ile birlikte el ebrusuna olan ilgi azalmış ve daha ucuz olması sebebiyle   baskı ebruya ilgi artmış olup, aynen Osmanlı Devletinin son döneminde olduğu gibi Avrupa'da ebru atölyeleri bir bir kapanmaya başlamıştır. Şu anda ise Avrupa'da bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki profesyonel ebru sanatçısı Avrupa tarzında yaptıkları güzel ebruları genellikle klasik el cildi yapan ciltçilere satarak değerlendirmektedirler. Daha çok ciltçilere yönelik çalışan batılı ebrucular, daha fazla üretim yapmak için 70x100 cm.  gibi  büyük teknede çalışmayı tercih etmektedirler. Bu ebrular, el sanatları, kağıt, cilt vb. fuarlarda ve kağıt ve kırtasiye mağazalarında satılmaktadır. Burada Türk ebrusu ile Avrupa ebrusunun arasındaki kullanım açısından fark ortaya çıkmaktadır. Bu iki tarz ebru arasında bazı usul, teknik ve malzeme farkları olduğu gibi, kullanım alanı açısından da  farklılıklar vardır. Avrupa'da ebru bizdeki gibi duvarlarımıza astığımız ve evlerimizi ve her türlü iç mekanlarımızı tezyin ettiğimiz, süslediğimiz görsel ve dekoratif bir süs malzemesi değildir. Avrupa'da böyle bir kültür, adet ve gelenek  yoktur, zaten Avrupa tarzı ebru da buna çok müsait değildir. Avrupa'da ebru denilince battal, gelgit, neftli, taraklı, ispanyol vb. ebrular akla gelmekte ve daha çok bunlar bilinmektedir. Bu ebrular da biraz önce ifade ettigimiz gibi ciltleme, kutu süsleme vb. sahalarda kullanılmaktadır. Şeyh Sadık ve Edhem Efendiler, Necmeddin Okyay, Mustafa Düzgünman, Niyazi Sayın hocaların gayretleri ile korunan ve kıvam bulup bugüne gelen ve  bu üstadların talebeleri ile yaygınlaşan yeni nesle aktarılan Türk ebru sanatı , ülkemizde daha farklı şekilde kullanılmakta ve layık olduğu şekilde değerlendirilmektedir. Avrupa'da da sevilmeye ve alâka görmeye başlayan Türk ebrusundaki çiçek ve sair motifler Avrupa insanını hayrette bırakmakta ve büyülemektedir. Son senelerde Türkiye'de ebruya ilgi ve alaka arttığı gibi eğer tanıtım artarsa Avrupa insanı da Türk ebrusunu sevecek ve bizler gibi ebruyu içmekan süs malzemesi olarak kullanmaya başlayacak ve o zaman ebru sanatı Türkiye'de canlandığı gibi Avrupa da tekrar canlanacak, ve ustaların sayısı artacaktır kanaatindeyiz. Şu anda fazla sürüm olmadığı için herbir Avrupa ülkesinde batılı üç-beş usta ebrucudan başka kimse bulmak mümkün değildir. Avrupa'da basit kimyevi malzemelerle hobi tarzında ebru yaygın olarak bilinmekte hatta bazı okullarda resim dersinde öğretilmekte olsa da  profosyonel tarzda kaliteli ebru sanatı eski ihtişamlı döneminden uzaktır ve çok yaygın değildir. Kanaatımıza göre, Türk ebru sanatı Avrupa'da ve dolayısı ile Türkiye'de tekrar alakayı çekecek güce ve cazibeye sahiptir. Biz kıta Avrupasının ve Amerikasının bir çok ülkesinde yaptığımız canlı ebru gösterilerinde, açtığımız sergilerde vb. programlarda insanların Türk ebrusuna hayranlığını bizzat yaşıyor ve şahit oluyoruz. Gerçekten Avrupa insanı Türk ebrusunu görünce ondan çok hoşlanıyor. Demek bir çok konuda tanıtım eksikliğimizin olduğu şüphesizdir. Kültür ve Turizm Bakanlığının fuarlarda Türkiye'den sergi ve gösteri için yolladığı sanatçıların tanıtımı ve bizler gibi Avrupa'da ve Feridun Özgören gibi Amerika'da yaşayan az sayıdaki Türk sanatçısının açtığı sergiler ve canlı gösterilerinin dışında ciddi manada Türk ebrusunu dünyaya tanıtmaya çalışan bir kaç ismin başında usta sanatçımız Hikmet Barutçugil gelmektedir. Barutçugil yurtdışında açtığı sergiler, canlı gösteriler, ve yoğunlaştırılmış ebru kursları ve dersleri ve ebru ile ilgili İngilizce ve Türkçe neşrettiği eserler ile bu sanatı dünyaya tanıtan önemli sanatçılarımızdandır. Ebru sanatımızın problemlerinden biri tanıtım, diğeri ise yayın eksikliğidir. Ebru bir Türk sanatı olmasına rağmen, bu sanat ile ilgili Türkçe sekiz on  eser vardır ve çoğu da Hikmet Barutçugil'e aittir. Bu sanatı bizden aldığını söyleyen Avrupa ve Amerikalılar ebru ile alakalı yüzden fazla eser yayınlamışlardır. İnternetteki arama motorlarında ebrunun ingilizcesi olan (marbling) kelimesini yazdığınız zaman onlarca eseri karşınızda bulabilirsiniz. Fransızca, Almanca ve İtalyancada hayli eser vardır. Ama şunu da itiraf etmeliyiz ki; sadece ebru sanatı ile alakalı değil umumi manada geleneksel Türk sanatları ile alakalı Türkçe yayınlar özellikle ebru ile alakalı yayınlar çok azdır.

Bu yazıyı vesilesi ile ebru sanatımız üzerine bazı şahsi kanaat ve mülahazalarımı  belirtmek istiyorum. Klasik Türk ebru sanatının geleneksel usul, malzeme ve metodları   mutlaka korunmakla birlikte yeni arayışlar, yeni keşifler yapılmalı, çağımızın teknik imkân ve malzemelerin de desteğiyle yeni tarzlar, usuller ve geliştirilmelidir. Türk ebru sanatının pirlerinden kabul edilen Şeyh Edhem Efendi (1829-1904) gibi mucid bir ve dâhi bir  sanatçı bugünkü teknik imkanlara sahip olsa idi kim bilir neler yapardı ve neler geliştirirdi. Ama şunu teslim etmeliyiz ki, hamdolsun başta hat, tezhip, ebru olmak üzere bütün geleneksel Türk-İslam sanatlarımız gelişmekte, onlara ilgi alaka artmaktadır. Bu sanatların hemen hepsinde değerli sanatlar yetişti ve yeni gençler de yetişmektedir. Belediyelerin ve bir  kısım vakıf ve derneklerin açtığı kurslar, sanatçılarımızın özel kursları, dersleri gelecek adına bize ümid aşılamaktadır. 1977'de Neyzen Niyazi Sayın (doğumu 1927) hocamızdan Süleymaniye kütüphanesinde ebruya başladığımızda üç-beş kişi idik. Çevremizdeki insanlara ebru sanatını öğreniyoruz dediğimizde; ebru nedir diyorlar ve ebrunun ne olduğunu bilmiyorlardı. Bugün Anadolu'nun bazı  küçük  şehirlerinde bile ebru kursları verilmektedir. 30 sene önce İstanbul'da ebru unutulmuş, neredeyse adı dahi bilinmezken bugün vakıfların, derneklerin, belediyelerin desteği ile yüzlerce genç ebru sanatını öğrenmektedir. Hikmet Barutçugil, Fuad Başer, Alpaslan Babaoğlu, Sadreddin Özçimi, Ahmet Çoktan, Ömer Faruk Dere ve daha niceleri ve onların yetiştirdikleri onlarca değerli sanatçı gerek özel atölyelerinde gerekse kurslarda bilgi, tecrübe ve birikimlerini genç kuşaklara aktarmaktadırlar. Bu takdire ve övgüye şayan bir durumdur. Hazerfen Hattat Necmettin Okyay (1885-1976) ve yeğeni Mustafa Düzgünman (1920-1990) ve Uğur  Derman (doğumu 1935) beyler olmasa bu sanatımız bugüne aktarılmazdı. Uğur  Derman adını zikrettim zira Necmeddin Okyay Efendiden aldığı hat, ebru vs. geleneksel sanatlara ait muazzam bilgi ve tecrübeleri kaydedip günümüze aktaran ve  bu sahada sayamayacağımız kadar eser ve  makale neşreden Uğur Derman beydir. Türkçede ebru ile alakalı ilk ve ciddi eseri kaleme alan ve bunu 1977'de neşreden Uğur Derman'dır. Bu kitap ile bendeniz dahil binlerce insan ebruyu tanımıştır.  Türk ebru tarihinde Mustafa Düzgünman'ın şifahi ve pratik olarak, Uğur Derman'ın  şifahi ve kitabi olarak naklettikleri bilgiler bu sanatın temelini teşkil etmektedir. Uğur Derman kendisi profesyonel bir ebru sanatçısı olmamasına rağmen hat, tezhip vb. geleneksel sanatlarımızın yanında Türk ebru sanatının tanınmasına ve yayılmasına ve bugünlere ulaşmasında en büyük hizmeti, gayreti ve emeği olan değerleri insanlarımızın   başında gelmektedir. Uğur  Derman 1977'de kaleme aldığı Türk Ebru Sanatı adlı eseri ile hem ebru sanatını hem de sanatçılarını tanıtmıştır. Bu sanatın son büyük temsilcilerinden   olan Mustafa Düzgünman ve Niyazi Sayın'ı tanıtarak ebru sanatını nazara vermiş ve Türk  ebru sanatının bugünlere ulaşmasına katkıda bulunmuştur. Eğer yanlış hatırlamıyorsam yine o yıllarda TRT'nin siyah beyaz olarak hazırladığı ebru ve Mustafa Düzgünman belgesel filmi yine Uğur Derman'ın  teşvik ve gayreti ile ortaya çıkmıştır. TRT'nin belli aralıklarla yayınladığı bu belgesel hala izlenmekte ve Avrupa'da bile birçok insanın ebruyu tanımasına ve sevmesine sebep olmaktadır.

Klasik ve geleneksel usullerimiz mutlaka korunmakla birlikte  yeniliklere ve kolaylıklara açık olmanın bir  faydası da bu sanatı yeni nesillere sevdirip  rağbeti arttırmaktır. Acizane bu konuda ilk ebru hocam Neyzen Niyazi Sayın gibi düşünüyorum. Niyazi Sayın Hoca her türlü boyayı ve malzemeyi dener, kullanır, yeni şeyler bulmaya çalışır, şu anda seksen yaşına yaklaşmasına rağmen hep yenilikleri ve araştırmayı tavsiye eder.Kendisini son ziyaretimde bile hep yeni bir takım malzemelerden bahsedip onların Avrupa'da  bulunup bulunmadıgını sormuştu.

Türk tezhip sanatının temel taşlarından ve hocaların hocası olan Rikkat Kunt hanım ile yapılan bir mülakatta Rikkat hanım boya konusuna temas eder ve boya ezmenin zorluğundan bahseder ve şunları der; Artık müzehhipler olarak daha kolay olan kaliteli hazır Avrupa boyalarını kullanıyoruz. Gerçekten bugün hemen hemen bütün müzehhiplerimiz altın varak dışında genellikle hazır Avrupa boyaları kullanmaktadır. Tezhip yapılmış bir esere verilen emek, harcanan vakit ve o eserin maddi değeri şüphesiz bir ebru ile kıyaslanamaz. Bütün bunlara rağmen müzehhipler eserlerinde hazır Avrupa boya kullanırken bazı ebru sanatçılarımızın bunu haram gibi görmelerini anlamak zordur. Öğrenci geleneksel usulleri, güldalından fırça sarmayı , boya ezmeyi hatta altın ezmeyi, toprak boya hazırlamayı öğrenmeli, kullanmalı ama her türlü malzemeyi ve boyayı da kullanabilmeli ve yeniliklere açık olmalıdır. Eskiden ezilmiş hazır toprak ve pigment boya rahatça bulunmazken bugün sağolsun bazı ebrucu arkadaşlar ezilmiş boyaları, hazır sarılmış atkılı fırçaları bizlerin hizmetine sunmakta ve işimizi kolaylaştırmaktadır.

Türkler olarak yaklaşık 40 yıldır Avrupa'dayız, ama malesef milletimizi, medeniyetimizi, kültürümüzü ve sanatımızı buralarda temsil edemedik, bütün bu güzellikleri ne kendi neslimize öğretebildik ne de Avrupa insanına ciddi manada tanıtabildik. Gerçekten çok zengin bir geçmişe sahibiz. Musiki, foklor, mimari, çini, tezhib, nakış, hat, minyatür, cild, ebru vb. geleneksel güzel sanatlarımızla Avrupa toplumuna çok şeyler verebiliriz. Kendi kültürünü, medeniyetini, ruh dünyasına ait zenginlikleri bilmeyen bir kuşak kimlik bunalımından ve kompleksten kurtulamaz. Bırakın Avrupa'ya faydalı olmayı, kendine hayrı olamaz. Avrupanın tekniğinden, sanatından, ilminden istifade ederken sadece alan el olmamalı biraz da vermeyi bilmeli ve yaşadığımız bu topraklara her yönü ile faydalı insan olmalıyız. Zaten peygamberimiz (sav.) de insanların en hayırlısı insanlara en faydalı olan buyurmuyor mu?